Antalya denilince pek çok kişinin aklına önce pırıl pırıl plajlar ve lüks tatil köyleri gelir. Oysa bu şehir, yüzyıllar öncesinden bugüne uzanan kadim bir tarihin de mirasçısıdır. Akdeniz'in bu sıcak kıyısında, MS 2. yüzyılda inşa edilmiş tiyatrolar hâlâ ayaktadır; Likya kaya mezarları gökyüzüne uzanır, Bizans kapıları yüzlerce yıldır aynı yerde durur ve ortaçağ kaleleri denize hâkim tepelerde ziyaretçilerini bekler.
Antalya tarihi gezisi yapmak isteyenler için bu rehber, şehrin ve çevresinin en etkileyici tarihi mekanlarını, ziyaret tüyoları ve pratik bilgilerle birlikte sunuyor. İster arkeoloji meraklısı olun ister sadece farklı bir tatil deneyimi arıyor olun, bu antik kentler, kiliseler ve kaleler sizi bambaşka bir çağa taşıyacak.
Hazırsanız, Antik Pamfilya ve Likya'nın izinde tarihe yolculuğa çıkıyoruz.
Dünyanın en iyi korunmuş Roma tiyatrolarından biri Antalya'dadır ve çoğu insan bunu bilmez. Serik ilçesinde yer alan Aspendos Antik Kenti, MS 155 yılında İmparator Marcus Aurelius döneminde inşa edilmiş dev bir tiyatroya ev sahipliği yapmaktadır.
20.000 kişilik kapasitesiyle tasarlanan bu tiyatronun akustiği bugün bile mükemmeldir. Sahnenin tam ortasında konuşsan, en üst sıradan duyulursun. Yüzyıllar boyunca kervansaray, saray ve hatta II. Dünya Savaşı'nda depo olarak kullanılmasına karşın ayakta kalmayı başarmış bu yapı, Selçuklu döneminden kalma çini süslemeleriyle de dikkat çeker. Tiyatronun yanı sıra Aspendos'ta antik dünyanın mühendislik harikası su kemerleri, Agora ve Nymphaeum kalıntıları ile 30.000 kişilik stadyum da görülmeye değer.
Sabah erken gitmek hem kalabalığı hem de öğlen sıcağını atlatmanın en iyi yolu. Tiyatronun en üst sırasına çıktığınızda etrafı çevreleyen ovaya bakan manzara, tek başına bir fotoğraf karesi değerindedir. Biletinizi Viofun.com üzerinden önceden alırsanız gişe kuyruklarıyla vakit kaybetmezsiniz.
Büyük İskender M.Ö. 334'te şehre girdi. Aziz Pavlus, ilk Hristiyan misyonerlik yolculuğunda buraya uğradı. Bugün Perge Antik Kenti, Antalya'nın yalnızca 15 kilometre doğusundaki Aksu ilçesinde, Helenistik ve Roma dönemlerinden kalma olağanüstü yapılarıyla ziyaretçileri büyülüyor.
Perge'yi diğer antik kentlerden ayıran en önemli özellik, şehir dokusunun okunabilirliğidir. Ortasında su kanalı akan sütunlu cadde, büyük Roma hamamları, 15.000 kişilik tiyatro, anıtsal Helenistik kapı ve 30 metreye yakın genişliğiyle devasa stadyum bir arada, antik dünyanın kentsel yaşamını gözlerinizin önüne serer. Burada yalnızca birer taş yığını görmezsiniz; bir şehrin nasıl nefes aldığını anlarsınız.
Özellikle güney hamamları ile Hellenistik kapının önündeki alanı yavaşça dolaşmak, Perge'nin ruhunu kavramanın en iyi yolu. Antalya Müzesi'nde sergilenen heykellerin büyük bölümü buradan çıkarılmıştır; müzeyi de ziyaret ederseniz Perge'yi çok daha derinden tanımış olursunuz.
Akdeniz'e uzanan bir yarımadanın üzerinde kurulu, denizle kucaklaşan bir antik kent olan Side, Antalya'nın 75 kilometre doğusunda, Manavgat ilçesindedir. Türkiye'nin en romantik arkeolojik alanlarından biri olarak tanınan Side'yi özel kılan şey, antik kalıntıların yaşayan bir kasabanın tam ortasında durmasıdır.
M.Ö. 2. yüzyıldan kalma Apollon Tapınağı'nın günbatımında çekilen fotoğrafları, dünyanın dört bir yanındaki dergi kapakları ve belgesellerde yer almıştır. Denizin hemen kenarındaki bu tapınakta altın sarısı güneş ışığının mermer sütunlara vurduğu anı yakalamak için pek çok ziyaretçi özellikle akşam saatlerini seçiyor. Yanı başındaki Athena Tapınağı kalıntıları da aynı sahil şeridinde yer alıyor.
Bunların yanında 15.000 kişilik tiyatro, eski Roma hamamı içine kurulmuş Side Müzesi, eski ticaret yolunu takip etmenizi sağlayan sütunlu cadde ve agora kalıntıları da gezinin vazgeçilmez duraklarıdır. Side'yi öğle sıcağında değil, sabah erken ya da akşam saatlerinde ziyaret etmek hem çok daha keyifli hem de fotoğraflar açısından çok daha verimli olacaktır.
Antalya'nın en az bilinen ama en büyüleyici antik kentlerinden biri olan Phaselis, Kemer ilçesinin güneyinde, çam ormanlarıyla çevrili üç farklı koyu olan bir yarımadanın üzerinde yer alır. M.Ö. 7. yüzyılda Rodoslular tarafından kurulan bu antik liman kenti, Büyük İskender'in kışlık üssü olarak da tarihe geçmiştir.
Phaselis'i eşsiz yapan şey, konumunun bizzat kendisidir. Antik kalıntılar, makilikler ve çam ormanları arasında, berrak turkuaz sulara bakan üç ayrı koyun kıyısına dağılmış haldedir. Ziyaretçiler sabah erken gelip tiyatroyu, agora'yı, sütunlu caddeyi ve liman kalıntılarını gezdikten sonra aynı gün antik kentin koylarında yüzme imkânı bulabilir. Bu kombinasyon, Phaselis'i hem tarih hem doğa tutkunları için ideal bir durak hâline getirir.
Büyük İskender Anıt Mezarı, Hadrianus Anıtı ve şehrin her iki ucundaki liman kalıntıları mutlaka görülmeli. Antik kentin içinden geçen patikanın üzerinde yürürken, yüzyıllar önce aynı yolu kullanan tüccarları, askerleri ve gemicileri hayal etmemek neredeyse imkânsız. Yazın çok kalabalık olabilir; nisan-mayıs veya eylül-ekim aylarında gitmek daha huzurlu bir deneyim sunar.
Noel Baba olarak dünyaya tanınan Aziz Nikolaos, 4. yüzyılda bugünkü Demre'de yaşamış ve burada piskoposluk görevini sürdürmüştür. Ama Myra Antik Kenti, yalnızca bu tarihi bağlantısıyla değil, Anadolu'nun en etkileyici Likya kaya mezarlarıyla da ziyaretçilerini büyülüyor.
Dik kayalıklara oyulan bu mezarlar M.Ö. 5. yüzyıldan kalma. Likyalıların ölülerini ne kadar yükseğe defnederse ruhun o kadar hızlı cennete ulaşacağına inandıkları söylenir. Bugün bu kaya mezarlarına bakıldığında, yüzyıllar öncesinden insanlığın ölümsüzlük arzusunun taşa kazındığını hissediyorsunuz. Mezarların hemen önünde yer alan 10.000 kişilik Roma tiyatrosu ise bölgenin diğer büyük hazinesidir.
Birkaç yüz metre ötede ise Aziz Nikolaos Kilisesi ve Müzesi sizi bekliyor. 4. yüzyılda inşa edilen, sonraki yüzyıllarda defalarca yenilenen ve restore edilen bu kilise, dünyanın dört bir yanından hac amaçlı ziyaretçi çekiyor. İçindeki Bizans mozaikleri ve freskler, kilisenin dini öneminin yanı sıra sanatsal değerini de ortaya koyuyor. Her yıl 6 Aralık'ta burada düzenlenen anma törenleri, Noel Baba'nın gerçek tarihsel kökenini hatırlatıyor.
Tüm bu antik kentler için saatler süren yolculuklara çıkmadan önce, Antalya'nın tam kalbindeki tarihi yarımadayı keşfetmeyi ihmal etmeyin. Kaleiçi, MS 2. yüzyıldan günümüze uzanan katmanlı bir tarihin sahnesidir ve sizi şehrin ruhunu anlamak için en doğrudan yola çıkarır.
MS 130 yılında, Roma İmparatoru Hadrian'ın şehri ziyareti onuruna inşa edilen üç kemerli mermer kapı, Antalya'nın en önemli sembollerinden biri. Hadrian Kapısı'ndan Kaleiçi'ne girerken, yüzyıllar içinde üst üste binen tarihin katmanlarına adım atmış olursunuz. Selçuklu döneminden kalma Yivli Minare, Roma döneminden kalma liman, Bizans yapısından camiye, oradan tekrar kiliseye dönüşen Kesik Minare ve iki Osmanlı konağında ziyaretçilerini karşılayan Etnografya Müzesi hepsi burada bir arada.
Etnografya Müzesi, Antalya bölgesinin Osmanlı dönemi gündelik yaşamını, el sanatlarını, kıyafetlerini ve geleneksel ev düzenini son derece başarılı bir biçimde sergiliyor. Kaleiçi'nin taş döşeli sokaklarında yavaşça yürümek, restore edilmiş konakları ve küçük kafe kapılarını görmek, ziyaretin en değerli kısmı olabilir.
Büyük İskender'in bile fethini başaramadığı bu antik Pisidya kenti, Antalya merkezine 34 kilometre uzaklıktaki Güllük Dağı Milli Parkı içinde yer alıyor. Termessos, 1700 metrelik yüksekliğiyle bulutlara gömülü, vahşi doğayla bütünleşmiş bir açık hava müzesi gibidir.
Diğer antik kentlerin aksine Termessos'u hiçbir modern yapı çevrelemez. Tiyatrosu, nekropolisi, tapınakları ve sarnıçları hâlâ orman ve kayalıklarla iç içe durmaktadır. Zirvede ayakta duran tiyatroda oturduğunuzda, bir tarafta Antalya'nın mavi körfezi, diğer tarafta Toros dağları uzanır. Bu manzarayı elde etmek için 3-4 saatlik yürüyüşü göze almak gerekiyor; ama görenler ittifakla değdiğini söylüyor.
Ziyaret için iyi bir kondisyon şart. Yağmurlu günlerde kayalıklar tehlikeli olabilir, bu yüzden hava durumunu önceden kontrol etmek önemli. Bol su, yeterli yiyecek ve sağlam yürüyüş ayakkabısı çantanızda mutlaka bulunmalı. Milli park içinde olduğu için rehberli tur tercih edilebilir.
Antalya bölgesinin doğu ucunda, denize dik inen kırmızı kayalıkların üzerinde yükselen Alanya Kalesi, Türkiye'nin en iyi korunmuş ortaçağ savunma yapılarından biridir. M.Ö. dönemden itibaren yerleşim gören bu yarımada, asıl büyük dönüşümünü Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubat zamanında yaşadı. 13. yüzyılda inşa edilen surlar, 83 kule ve yaklaşık 6,5 kilometre uzunluğuyla bugün de ziyaretçilere görkemli bir manzara sunuyor.
Kaleye çıkmanın birden fazla yolu var. Araçla yukarıya kadar çıkabilir ya da tarihi çarşıdan başlayan patikayı yürüyerek tırmanabilirsiniz. Üst kalede Bizans döneminden kalma Süleymaniye Camii, sarnıçlar, zindanlar ve saray kalıntıları keşfedilmeyi bekliyor. Buradan bakıldığında Alanya'nın kıyı şeridinin tamamı, Cleopatra Plajı ve Toros dağları aynı anda görülür. Bu panorama, bölgenin neden stratejik açıdan bu kadar değerli olduğunu anlık olarak kavratıyor.
Kalenin alt bölümünde Kızıl Kule (13. yüzyıldan kalma Selçuklu yapısı) ve tersane de görülmeye değer. Kızıl Kule bugün aynı zamanda bir etnografya müzesi olarak hizmet veriyor. Alanya'ya gidip de kaleye çıkmamak, o şehri hiç görmemekle aynı kapıya çıkar.
Antalya'nın tarihi mekanları 12 ay boyunca açık olmakla birlikte, konfor açısından en ideal dönemler nisan-mayıs ve eylül-ekimdır. Bu aylarda hava ılıman, kalabalık asgari düzeyde ve ışık koşulları fotoğraf için mükemmeldir. Haziran-ağustos arasında sıcaklık 40 dereceyi aşabileceğinden, bu aylarda ziyaretleri sabah erkene ya da akşam serin saatlerine almak yerinde olur. Kış aylarında kapalı olmayan açık alanlar ziyaretçilere oldukça boş ve huzurlu bir deneyim sunar.
Antik kentlerin Antalya'nın farklı yönlerine dağılmış olması nedeniyle araç kiralamak en esnek seçenek olmaya devam ediyor. Perge şehre yakınlığı nedeniyle taksiyle de rahatlıkla ulaşılabilecek bir mesafede; Aspendos, Side ve Phaselis ise biraz daha uzak olduğundan araç büyük kolaylık sağlar. Alanya ve Demre-Myra için ise tam gün ayırmak gerekir.
Viofun.com üzerinden online bilet alarak gişe kuyruklarını tamamen atlayabilir, özel indirim ve kampanyalardan yararlanabilir ve tüm biletlerinizi mobil olarak tek platformdan yönetebilirsiniz.
Antik kent zeminleri çoğunlukla kaldırımsız, taşlı ve düzensizdir; bu yüzden rahat yürüyüş ayakkabısı zorunludur. Bol su, güneş kremi ve şapka yazın olmazsa olmazınız. Kameranızın ya da telefonunuzun şarjını dolu tutun; her alanda sayısız fotoğraf fırsatı sizi bekliyor.
Aspendos'un tiyatrosunda antik akustiği test edin, Perge'nin sütunlu caddesinde zamanın nasıl aktığını hissedin, Apollon Tapınağı'ndan günbatımını izleyin, Phaselis'in üç koyunda tarihin içinde soluklanın, Myra'nın kaya mezarlarının altında durarak Likya uygarlığının büyüsüne kapılın, Alanya Kalesi'nin surlarından Akdeniz'e bakın.
Antalya yalnızca bir tatil değil, bir tarih yolculuğudur. Bu yolculuğa çıkmak için tüm biletlerinizi Viofun.com üzerinden alabilir, rotanızı kolayca planlayabilirsiniz.
Bu rehberi arkadaşlarınızla paylaşın ve yorumlarda kendi Antalya tarih yolculuğunuzu anlatın.
Tarihin izinde iyi yolculuklar.
